Bugün “Keytruda hangi evrede kullanılır” üzerine güzel bir yolculuk yaptık. Danna ile daha fazla içerik için takipte kalın!
Neoklasik iktisat ne zaman ortaya çıktı? Bir defter sayfasına sığmayan iç hesaplaşmalar
“Keytruda hangi evrede kullanılır” hakkında araştırma yapanlar için hazırlanan bu içerikte önemli noktalara değineceğiz.
Kayseri’de akşamları hava erken soğur. Sanki gün, daha insanlar konuşmayı bitirmeden kapanmak ister. O yüzden çoğu zaman odamda oturur, pencereyi hafif aralar ve defterime yazmaya başlarım. 25 yaşındayım. Günlük tutmayı bırakmadım çünkü bazı düşünceler ancak kâğıda dökülünce ağırlaşmadan taşınabiliyor.
Son günlerde kafamı kurcalayan şeylerden biri şu: Neoklasik iktisat ne zaman ortaya çıktı? Bunu bir ders sorusu gibi değil de, sanki hayatımın bir yerinde bana dokunan bir hikâyenin başlangıcı gibi düşünüyorum. Çünkü ekonomi dediğimiz şey aslında sadece para değil; benim gibi birinin geleceği, hayalleri, bazen de kırgınlıkları.
Bir defterin içinde başlayan sorgu
Geçen hafta işten döndüğümde yorgundum. Kayseri’nin o sert rüzgârı yüzüme vurmuş, ellerimi cebime sokmuş, uzun bir yürüyüşle eve gelmiştim. O gün içimde garip bir boşluk vardı. Sanki herkes bir düzenin içinde ilerliyor ama ben o düzenin kenarında kalmışım gibi.
Defterimi açtım ve tek bir cümle yazdım:
“Neoklasik iktisat ne zaman ortaya çıktı ve neden bu kadar düzenli bir dünyanın vaadi gibi hissediliyor?”
O an aslında bilmediğim bir şeyi değil, hissettiğim bir şeyi soruyordum. Çünkü düzen fikri bana hep uzak gelmişti. Hayatım daha çok kırık çizgilerden oluşuyordu.
Neoklasik iktisat ne zaman ortaya çıktı? Tarihin içinde bir kırılma anı
Sonra araştırmaya başladım. Öğrendim ki neoklasik iktisat, 19. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkmış. Yaklaşık 1870’ler… Jevons, Menger ve Walras gibi isimlerle birlikte ekonomik düşüncede büyük bir dönüşüm yaşanmış.
Ama bu bilgi bile bana kuru bir tarih gibi gelmedi. Çünkü mesele sadece “ne zaman ortaya çıktı?” sorusu değildi. Asıl mesele, insanların neden böyle bir düşünceye ihtiyaç duyduğu idi.
Sanayi devriminin ardından dünya hızla değişiyordu. Üretim artmıştı ama dağılım adil değildi. İnsanlar daha çok çalışıyor ama her zaman daha iyi yaşamıyordu. İşte neoklasik iktisat, bu karmaşanın içinde “denge” fikrini arayan bir yaklaşım olarak doğmuştu.
Defterime şunu yazdım:
“1870’lerde birileri, dünyanın kendi kendine daha düzenli çalışabileceğine inanmak istedi.”
Bu cümleyi yazarken içimde tuhaf bir sızı hissettim. Çünkü ben de bazen hayatın kendi kendine düzene girmesini bekliyorum. Ama çoğu zaman öyle olmuyor.
Kayseri sokaklarında ekonomi düşünmek
Bir akşam arkadaşım Mert’le yürüyorduk. Soğuk vardı ama konuşacak çok şeyimiz vardı. O bana yeni işinden bahsediyordu, ben ise içimdeki belirsizlikten.
“Biliyor musun,” dedim ona, “Neoklasik iktisat ne zaman ortaya çıktı diye baktım bugün.”
Güldü. “Ne alaka şimdi?”
Aslında haklıydı. Ama ben anlatmaya devam ettim.
“1870’lerde. İnsanlar ekonomik düzenin kendi dengesiyle çalışacağını düşünmeye başlamış. Talep, arz, fiyat… Her şey bir uyum içinde olacak sanmışlar.”
Mert sigarasını yere bakarak söndürdü. “Keşke hayat da öyle çalışsa.”
O cümle orada kaldı. Uzun süre hiçbirimiz konuşmadık. Çünkü hepimiz biliyorduk ki hayat o kadar düzgün işlemiyor.
O an içimde hem bir hayal kırıklığı hem de garip bir hayranlık vardı. İnsanlar bir zamanlar gerçekten böyle bir düzen hayal etmişti. Belki de bu yüzden ekonomi diye bir şey vardı: Kaosu anlamlandırma çabası.
1870’lerin dünyası ve benim 2020’lerim
Buna da Göz Atın: Keytruda akıllı bir ilaç mıdır ?
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Keynesyen iktisadi görüş nedir ?
Evde yeniden defterimi açtım. Dışarıda rüzgâr vardı. Cam hafif titriyordu. Yazmaya başladım:
“Neoklasik iktisat ne zaman ortaya çıktı? 1870’ler… Ama benim zihnimde bu tarih sadece geçmiş değil, bugünün aynası gibi.”
Çünkü ben de bugün bir düzen arıyorum. İş hayatı, ilişkiler, gelecek planları… Hepsi bir denge arayışı gibi.
Neoklasik düşünce, bireylerin rasyonel kararlar verdiğini varsayar. Yani herkes kendi çıkarını düşünerek en doğru seçimi yapar. Ama ben bunu okuduğumda içimde bir direnç oluşuyor.
Çünkü ben çoğu zaman doğru kararı bile bilmediğimi hissediyorum.
Bazen bir iş teklifini kabul ederken “ya yanlış yaparsam?” diye düşünüyorum. Bazen bir ilişkiye başlarken “ya yarım kalırsa?” diye korkuyorum.
Ve o an şunu yazıyorum defterime:
“Eğer insanlar gerçekten hep doğru karar veriyorsa, ben neden bu kadar kararsızım?”
Umut ile hayal kırıklığı arasında
Bir gece yine uyuyamadım. Kayseri’nin sessizliği bazen insanın içini daha çok konuşur hale getiriyor. Telefonu elime aldım ama hiçbir şeye bakmadım. Sadece tavana baktım.
Aklıma tekrar aynı soru geldi:
Neoklasik iktisat ne zaman ortaya çıktı?
Ama bu kez tarih değil, anlamı düşündüm.
Belki de bu yaklaşım insanlara umut vermek için vardı. “Dünya düzenlidir” demek, kaosun içinde bir nefes alanı yaratmak gibi.
Ama sonra kendi kendime sordum:
“Ya dünya gerçekten bu kadar düzenli değilse?”
İşte o an içimde bir kırılma oldu. Çünkü ben düzen fikrine tutunmak isterken, hayat bana sürekli düzensizlik gösteriyordu.
Yine de tamamen umutsuz değildim. Çünkü bazen küçük şeyler bile bir düzen hissi yaratıyordu. Sabah işe yetişmek, akşam eve dönmek, bir çay demlemek… Bunlar bile bir ritim gibiydi.
Bir kitabın sayfaları arasında kendimi aramak
Bir gün kütüphaneye gittim. Eski bir ekonomi kitabı buldum. Sayfaları sararmıştı. Neoklasik iktisat ne zaman ortaya çıktı sorusunun cevabını tekrar okurken, sanki o dönemin insanlarıyla aynı masada oturuyormuşum gibi hissettim.
Onlar da belki belirsizlik yaşıyordu. Onlar da belki “yarın ne olacak?” diye soruyordu.
Kitabın kenarına küçük bir not düştüm:
“1870’lerde başlayan bir düşünce, bugün benim içimde devam ediyor.”
O an garip bir huzur hissettim. Çünkü tarihin içinde kaybolmak yerine onun bir parçası olduğumu fark ettim.
İçimde büyüyen sessiz soru
Eve döndüğümde defterime son bir şey yazdım:
“Neoklasik iktisat ne zaman ortaya çıktı? 1870’ler… Ama belki de gerçek soru şu: Ben hangi zamanda kendimi bulacağım?”
Bu soru hâlâ içimde duruyor.
Bazen umut ediyorum. Bir gün her şey daha net olacak, seçimler daha kolay olacak, hayat daha anlaşılır olacak diye.
Bazen de korkuyorum. Ya hiçbir şey netleşmezse? Ya bu belirsizlik hep devam ederse?
Ama yine de sabah olduğunda kalkıyorum. Kayseri’nin soğuğu yüzüme vuruyor. İnsanlar işe gidiyor. Hayat devam ediyor.
Ve ben defterimi kapatmadan önce son bir cümle daha yazıyorum:
“Belki de neoklasik iktisat, sadece ekonomiyi değil, benim kendi iç düzen arayışımı da anlatıyordur.”